Ehe.
Karanfil deste gideeeer
Ha ha ha haa haaaa.
Paranın gözü kör olsun lan.
Paran varsa herşey güzel.
Yoksa çok fena.
Özel bi okulda İngiltere'ye gezi oluyo.
Sefa resimlere bakarken 2 tane arkadaşımızı görüyo.
Bana söylüyo.
Bende bakıyorum.
Ve içimde engellenemez bi kıskançlık duygusu büyüyo..
İşte böyle sevgili blog.
Haksızlık.
İngiltere, Amerika..
Kolej.
Öküz gibi para.
Onları çok fena kıskanıyorum.
Ağlayasım geliyo lan.
Of ya of ya of of ya of ya.
Bende Bershkaya ya da Zaraya girip kendimi kaybetmek istiyorum.
İngiltereye gitmek istiyorum.
Jeeplerde dolaşmak istiyorum.
850 TL'lik gözlük takmak istiyorum.
Babamla yurt dışında araba fuarlarında gezmek istiyorum.
İstiyorum da istiyorum.
Bunları anneme söyleyince çok güzel bi cevap alıyorum.
"Teyzemin bıyıkları olsaydı dayım olurdu."
Aman iyi.
Gidip resimlere tekrar bakayım da biraz daha bunalıma gireyim.
Bays.
Ve sonunda bitti.
Oyunumuzu çok başarılı bi şekilde sahneye koyduk.
Herkes çok beğendi..
Mutluyum.
Sahnede olmayı, o alkışları sevdiğimi iyice anladım.
Ve kimse repliğini unutmadı.
Unutsa da toparladı.
Muhteşem bi akşamdı diyebilirim yani..
Dur biraz anlatayım içimde kalmasın dsşlkg.
Daha önce söylediğim gibi ben oyuna şu kadar kaldı diye hep ayları, günleri sayardım.
Dün saatime baktığımda oyuna 10 dakika kalmıştı.
Perde kapalıydı, biz sahnede bi oraya bi buraya heycanla koşuştururken, birbirimizi sakinleştirmeye çalışırken seyirciler yerlerini alıyordu.
Hepimiz manyak derecede heycanlıydık.
Esra abla bize moral vermeye çalışıyordu.
Aslında en çok korktuğum şey karanlıkta dekorun arkasına giderken bi yere takılıp düşmemdi.
Çünkü ben ışıkta bile oraya buraya takılıyorum.
Sonunda perde Carmina Burana'yla yavaş yavaş açıldı.
Sefayla bi panonun arkasında diz çökmüş salak salak konuşuyorduk;
-Bitti, işte herşey bitti.
-Herşey bu kadar kolay olmamalıydı!
-Oyunun sonuna geldik!
-Ne yapıcaz. Offf.
gibi malımsı cümleler ve ağlamaklı sırıtışlar.
Sonunda benim sahnem yaklaştı.
Hazala 904358903468 kere tembihledim Hazal ışık söndüğünde bana elini uzat ki düşmiyim diye.
Işık karardı, yerimi aldım.
Ve lokal ışık sadece Can ve bana vuruyordu.
Çok heycanlıydım.
Ama dizlerim titremiyordu.
Sonunda o huyumu üzerimden atmıştım.
Hiç bi lafımı unutmadan, sesimi gayet yüksek tutarak oynadım.
Ve bitti.
Işık tekrar kapandı.
Hazal elini uzatmıştı direk yapıştım eline.
Sırtımdan yük kalkmıştı.
Bi kere çıktım ya, 2. sahnede o kadar panik yapmam diye düşünüyordum.
Sonra panoların birinin arkasına oturarak 1. perde'nin bitmesini bekledim.
2. perdenin ilk sahnesi Sefa ve bana aitti.
Perde kapandı. Esra abla yanımıza geldi, bizi yine sakinleştirmeye çalışıyordu.
Bana duyguyu çok iyi kattın dedi!!
Onun düşüncesi benim için çok önemliydi çünkü o bi konservatuar öğrencisiydi.
O sözlerden sonra heycanım biraz azalmıştı.
Ve 10 dakika sonra perde yeniden açıldı.
Işıkların yanmasını ve geçiş müziğinin bitmesini bekledim.
Elimde çantam emin adımlarla çıktım sahneye.
Sefa köşede coşmuş bi şekilde yerleri siliyordu.
Merhaba dedim duymadı.
Yaklaştım, biraz daha bağırarak merhaba dedim.
Yine tık yok.
Seyirciler gülmeye başladı -bu çok hoşuma gitmişti.
En sonunda merhaba diye avazım çıktıgı kadar bagırdım ve beni duydu.
Sonra replikler falan.
-Yürü hadi yürü, müdürün odasını göster bana.
Müdürün odasına geldik, müdürle konuştuk.
Sonra Rasim Bey girdi sahneye.
Seyircilerden heycan belirten sesler yükseldi.
-Kızım müdür bey yok mu evladım?
-Onlar çatlak bu da bunak..
-Evladım işitmiyor musun?
-İşitiyorum işitmesine de sen kime söy....
Arkamı dönüp Rasim Beyi 30 sene sonra görmüştüm.
Işıklar yanıp sönmeye ve o muhteşem damar (!) şarkı çalmaya başladı.
Ve bi alkış koptu seyircilerden!
Gülmemek için çok büyük bi savaş verdim.
Yanaklarımın içi yara oldu, çünkü ısırdım.
Sonunda Rasim beyle birbirimize açıldık.
Bu sefer Can ayağıma gerçekten bastı ve gerçekçi bağırdım. (yani bence)
3-4 sahne sonra yine benim sıramdı.
Dalmışım.
Zamanında çıkamadım.
Sefa içeri doğru bağırdı ;
-İçerden bir ses mi geliyür?
Birden kendime geldim ve atladım sahneye.
Topladım ama.
-Kendimi atmak mı dediniz? Aaa o nasıl söz Allah korusun!
Ve son sahneye gelmiştik.
Son bombayı patlatıcaktım.
Kimsenin beklemediği birşeyi yapıcaktım.
Küfür edicektim.
Neveser Hanım, asla küfür etmezdi çünkü.
Replikler aktı, aktı ve şu sözler döküldü ağzımdan;
-Sana kötü laf söyleyip terbiyemi mi bozucam be pezemenk!
Bütün salon kahkahaya boğuldu.
Müdürün şokundan ve terbiyesiz lafından sonra Can oyunun mesajını verdi.
-Asıl terbiyesizlik sizin yıllardır eğitim diye yaptığınız bu uyutmacılık be utanmaz adamlar!
Işıklar kapandı.
Herkez dans yerini aldı.
Işıklar yandı, müzik verildi ve dansımızı yaptık, selamımızı verdik.
Elif Hoca geldi. Hep beraber bi selam daha verdik ve alkışlar içinde perde kapandı..
Sorunsuz bi şekilde atlatmıştık! Hepimiz çok ama çok mutluyduk.
Kapıda tüm velilerin çok iyiydiniz tebrikler, başarılarınızın devamını dileriz gibi güzel sözlerine teşekkür ederek evlerimize dağıldık.
Şimdi günlerden pazar fakat MSM yok.
Hepimiz büyük bi boşluktayız.
Hem hüzünlüyüz, hem mutluyuz.

Ohaoha.
Yarın bildiğin oyun var lan.
Ben günleri 1 ay kaldı, 2 hafta kaldı, 10 gün kaldı, 5 gün kaldı, 3 gün kaldı derkeeeen saatler kaldı!!
Tek korkum öğrenci sahnesi.
1 kişi bi lafını unuturda bütün sahne gider diye aklım çıkıyo.
Bide şey; Rasim Bey ile Neveser Hanım'ın 30 sene sonraki ilk karşılaşmasında çalan müzikte gülerim diye çıkıyo aklım.
Ama nasıl gülmiyim abi.
O nasıl bi müzik ya.
Öyle böyle değil.
Damar.
Off. dsşljkfsdöfşlsdgasşkdgkşlsjgsdgklsdjg
Aklıma geldikçe ölcek gibi oluyorum dskljsdklggklsdjg :D
Neysem.
Umarım yarın herşey çok güzel olur.
Tek dileğim bu..
Bana şans dileyiin.
Şey, sanırım artık yazı yazmak istemiyorum.
Yazıcak bi nedenim yok çünkü..
Herkes sevgilisine aşk sözleri yazarken ben yolda gördüğüm şirin çocuklardan bahsetmek istemiyorum.
Belki bigün çok sıkılırsam gelir ve yine kafanı şişirim blogger.
